Yazar: ismail USTA

  • Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Yıllardır Neden Yenilenmiyor ?

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Yıllardır Neden Yenilenmiyor ?

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Yıllardır Neden Yenilenmiyor ?

    Dr.  Behçet Uz tarafından 23-Nisan-1938’de temeli atılan Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi yıllardır sıkışmış bir alanda, köhne binalar ile modern hastane tesislerinin yer aldığı bir kampüste hizmet veriyor.

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Neden Yenilenmiyor

    Behçet Uz Çocuk Hastanesine Emeği Geçen Tüm Sağlık Profesyonellerine Minnettarız

    Öncelikle tüm fiziki zorluklara rağmen yıllardır Ege Bölgesi’ne, Türkiye’ye hizmet veren Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde görev yapan, buradan emekli olmuş sağlık profesyonellerine, minik hastalar için gösterdikleri çaba için çok teşekkür ediyorum. Mesleği öğrendiğim Yeni Asır – SABAH Grubunda muhabir iken, Prof.Dr. Vedide Tavlı, Uzm.Dr. Murat Balanlı ve daha nice hastane başhekimi ile birlikte mesai yapma şansı buldum.  İl Sağlık Müdürlüğünde ise Op.Dr. Mehmet Özkan ve Uzm.Dr. Bediha Türkyılmaz’ın görev yaptığı dönemlerdi diye hatırlıyorum. Yöneticilerimizin de hastaneye büyük katkıları olmuştur.

    Behçet Uz Çocuk Hastanesi Eski Başhekimlerinden Vedide Tavlı İle İlginç Diyalog

    Başhekim Vedide Hanımla, radyoloji teknisyenleri odası için yaptığım bir haber için tartıştığımı hatırlıyorum. Haberde, odayı ahıra benzetmiştik. Gerçekten odanın hali berbattı. Hatta kanalizasyon bölümünden farelerin çıktığı söyleniyordu. Başhekim Hanım bana, “Erkan Bey burada dört ayaklılar yaşamıyor” demişti. Kendince haklı olabilir ama hastanede yıllardır çalışan radyoloji teknisyenlerinin isyanını gündeme getirmek de bizim görevimizdi.

    Gelelim günümüze. Pazar günü kaleme aldığım bu yazıyı okuyan sağlık çalışanlarımız, “Çocuk Hastanesine yeni acil, ameliyathane binaları yapıldı köşe yazısı başlığınız yanlış olmuş” diyebilir.

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi bana göre bütüncül olarak hiçbir yönetim döneminde ele alınmamıştır. Alınmış olsa bile yapılan planlar bir sonraki İl Sağlık Müdürüne aktarılmamış ya da gelen gideni aratmıştır. Kimse kusura bakmasın. Lütfen vakti olan bir hastaneyi dolaşsın. Onkoloji binası, yönetim binası, yenidoğan servislerinin bulunduğu binalar, 1940’lı yıllardan kalmış gibi (Tam emin değilim 1940’da yapılmış olabilir) . Otopark alanı yok. Acil Servis yeni ama dinlenme odası barakadan farksız ! Şimdi hep birlikte bölgemizdeki çocuklarımızın sağlığını emanet ettiğimiz hastanenin neden topyekün yenilenmediğini kendimize soralım. Bir sonraki yazımda aklıma gelen yanıtları da sizlerle paylaşacağım ! !!

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Neden Yenilenmiyor

    Behçet Uz Çocuk Hastanesi Bayraklı Şehir Hastanesi’ne Taşınacak Mı

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi yöneticileri ve çalışanları ile yaptığım görüşmede, Çocuk Hastanesinin Şehir Hastanesine taşınmayacağı yönünde bir izlenim edindim. Çocukla veya bebekli ailelerin ulaşımı şu an için sorunlu olan Bayraklı Şehir Hastanesine gitmelerinin aileler ve yavruları için çok zor olacağını düşünüyorum. Hastane açıldıktan ve ulaşım sorunu  çözüldükten sonra bazı bölümleri veya tümü Bayraklı Şehir Hastanesine taşınabilir.

     

     

     

     

     

    Üstte BAYRAKLI ŞEHİR HASTANESİNE ULAŞIM MÜMKÜN isimli Youtube Videomun linkini bırakıyorum.

    Evet sözün özü Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, kentimize ve bölgemizin hak ettiği yerde değildir. Sağlık alanında fiziki imkanlar ,sağlık hizmet sunumunu olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir. Bir uzman odası, bir asistan odası, bir hemşire odası, bir toplantı odasının en azından kabul edilebilen şartları karşılaması sağlık profesyonellerinin motivasyonunu yükseltmektedir. Şimdi İzmirde görev yapmış İl Sağlık Müdürleri, Müdür Yardımcıları, Hastane Başhekimleri, Yetkili Sendika Başkanları lütfen köşe yazımızın başlığını okuyup tekrar bi düşünsün. Herkese sağlıklı günler diliyorum.

    BİR SONRAKI YAZIMIMIZDA YANIT ARAYACAĞIMIZ SORULAR ?

    İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ EK HİZMET BİNALARI ÇOCUK HASTANESİNE DAHİL EDİLEBİLİR Mİ ?

    ÇOCUK HASTANESİ DAHA MODERN POLİKLİNİK BİNALARINDA HİZMET VERSE ALSANCAKTAKİ ÖZEL MUAYHANELERE GİDEN EBEBEYN SAYISINDA DÜŞÜŞ OLUR MU ?

    Katkıda bulunmak isteyenler, info adresimizden bizimle iletişime geçebilirler

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Tarihçe

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ nin temeli  kurucusu olan Dr.  Behçet Uz tarafından 23-Nisan-1938’de atılmıştır. Dr. Uz  Maddi imkansızlıklara rağmen İzmir  belediye başkanı olduğu dönemde  Valilik, Belediye ve halktan yardım toplayarak 900 bin TL olan  keşif  bedelli inşaata 30 bin TL ile ise başlamıştır.

    Doktor Uz  Sağlık Bakanlığı  döneminde, İzmir Belediye meclisini ikna ederek 21-10-1946’da hastaneyi Sağlık Bakanlığına  hibe ettirmiş, Bakanlığa binanın bazı noksanlarını tamamlattırarak, 2-4-1947’de dönemin başbakanı Recep Peker’le İzmir’ e  gelerek  hastaneyi hizmete açmıştır.  Kızılay’ ın 1954’ te yaptırdığı Doğum Pavyonu, İzmir Hastanelerine Yardım Derneği’ nin çabaları, çeşitli kuruluşlar ve halkın bağışları ile 1962’de İntaniye Pavyonu, 1968’de Ortopedi ve Travmatoloji Pavyonu, 1975’de ana binanın üstüne kat ilavesi yapılmıştır. Buna paralel olarak, Sağlık Bakanlığı tarafından kadrosu genişletilmiştir.

     

  • Tıp Doktoru ? Tıp Doktoru Nedir ? “Tıp Doktoru Unvanı ‘TDR’ Olsun” 

    Tıp Doktoru ? Tıp Doktoru Nedir ? “Tıp Doktoru Unvanı ‘TDR’ Olsun” 

    Tıp Doktoru ? Tıp Doktoru Nedir ? “Tıp Doktoru Unvanı ‘TDR’ Olsun” Türk Tabipler Birliği Yayın Organı Sürekli Tıp Dergisi Editörü Prof. TDr. Orhan Odabaşı, medyada tıp fakültesi mezunu olmayan kişilerin de “Dr” unvanı kullandığını, karışıklılık olmaması adına tıp doktorlarının “TDr” kısaltmasını kullanmasını önerdi.

    Tıp Doktoru Unvanı nasıl olmalı

    Türk Tabipler Birliği Yayın Organı olan Sürekli Tıp Dergisi Editörü Prof.Dr. Orhan Odabaşı, derginin Mayıs- Haziran sayısında Tıp Doktoru unvanı ile ilgili çok önemli bir konuya değindi. Odabaşı editörlüğünü yaptığı derginin kapak yazısında, “Dergimizin bu sayfalarında daha önce de tıp fakültesi mezunlarının kullandığı “tıp doktoru- Dr.” unvanı ile bilim doktora unvanının karıştığını kimi zaman yanılgılara ve uygun olmayan kullanımlara yol açtığını belirtmiştik: “Bilim doktorasını tamamlamış, tıp fakültesi mezunu olmayan bir sağlık çalışanı da “Dr.” unvanını kullanıyor. Sağlık alanı dışında olan bilim doktorasını tamamlamış bilim dalları da “Dr.” unvanını kullanıyor. Medyada örneğin kimya, biyoloji, ilahiyat bilim doktoru bir bilim insanı, tıp alanına bilerek ya da farkında olmadan girebiliyor, görüş ileri sürebiliyor. “Prof. Dr.” unvanını gören, bilim doktoru–tıp doktoru ayrımı bilgisi olmayan bir kişi “tıp profesörü dediğine göre” diye başlayan bir değerlendirme yapabiliyor. Oysa bu ileri sürülen görüşün sahibi, tıp fakültesi mezunu yerine bambaşka bir bilim alanının üyesi çıkabiliyor” dedi.

    Tıp Doktoru yerine ne denebilir
    Tıp Doktoru yerine ne denebilir

    Tıp Doktorları “TDr.” Kısaltmasını Kullansın

    Tıp sözcüğünden hareketle Dr. unvanının önüne T harfinin konularak “TDr.” kısaltmasının kullanılmasını öneren Odabaşı, “Tıp doktorları olarak bizler, MD (medical doctor) kısaltmasında olduğu gibi “tıp” sözcüğünden hareketle tıp fakültesinden mezun olanlar için “T” harfini “Dr.” Kısaltmasının önüne ekleyerek “TDr.” kısaltmasını öneriyoruz. Tıp doktoru: “TDr.”, uzman tıp doktoru: “Uzm. TDr.”, operatör tıp doktoru: “Op. TDr.” öğretim üyesi tıp doktoru: “Öğr. Üyesi TDr.”, doçent tıp doktoru: “Doç. TDr.”, profesör tıp doktoru: “Prof. TDr.”, bilim doktoru tıp doktoru: “Dr. TDr.” İsmimizin önüne TDr. kısaltmasını yazıp bakar mısınız? Alışmak zaman alabilir ancak bu yolla hem bilim doktorası yapanların hakkını teslim ederken, hepimizin aklındaki bir soru işaretini de giderebiliriz. “Bu bilgiyi veren acaba tıp doktoru mu?” Ne dersiniz?”Mesleğimize, alanımıza sahip çıkmanın zamanı geldi de geçiyor. Bir başkasından beklemeden bir yerden başlamak gerek. Atılan adımı küçümsemeden, adımın arkasını getirmek, yol almak süreci “tüketerek değil tercih ederek” yaklaşmak önemli.

    Tıp Doktoru Unvanı Hakkında Yol Almayı, Eylemeyi Yeğliyorum

    Prof.Dr. Odabaşı sözlerine şöyle devam etti, “Yakınmanın önünü kesmeden, yakınılanı görünür kılmak ve sorunun çözümü için söz söylemek, yazmak, çizmek çok değerli. Bir duruma ilişkin saptamalar sonrası öneri geliştirmişsek önerinin arkasında durmak, yaşama değmesi için çaba göstermek her zamankinden daha yaşamsal. Çok uzun yıllardır fark edip çözüm üretmeye çalıştığım birçok konuda kendimi yinelemektense artık adım atmayı, yol almayı, eylemeyi yeğliyorum. Söz söylemek, eyleme geçirmek, birlikte olmak ve alanımıza, geleceğimize sahip çıkmak adına” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) Kaynak – TTB 

  • Her 10 Hepatitliden 8-9’u Hastalığından Habersiz

    Her 10 Hepatitliden 8-9’u Hastalığından Habersiz

    Her 10 Hepatitliden 8-9’u Hastalığından Habersiz. Uz.Dr. Koray Tuncer, hepatit hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

    Dünyada 1.1 milyon, Türkiye’de yaklaşık 15-20 bin kişi her yıl hepatit B ve hepatit C’ye bağlı karaciğer sirozu ve kanserinden hayatını kaybediyor. Oysaki her iki enfeksiyonun tanısı son derece pratik yöntemlerle konulabiliyor ve tedavisi de mümkün olabiliyor. Tanı ve tedavi süreçlerinin doğru şekilde planlanması durumunda, 2030 yılına kadar hepatit virüsünün dünya üzerinden silinebileceği düşünülüyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Koray Tuncer, “28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” nedeniyle hepatitler hakkında bilinmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi.

    Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D ve Hepatit E Tipleri

    Hepatit, çoğunlukla viral bir enfeksiyonun neden olduğu karaciğer iltihabıdır. A, B, C, D ve E tipleri olarak adlandırılan beş ana hepatit virüsü vardır. Bu beş tip, neden oldukları hastalıklar ve salgın potansiyeli nedeniyle dünya üzerinde büyük bir endişe kaynağı olmaktadır. Son rakamlara göre 350 milyondan fazla kişi viral hepatitle yaşamaktadır. Hepatiti olan 10 kişiden 8-9’unun bundan habersiz olduğu bilinmektedir. Bunun yanında yılda 1 milyon 100 bin kişi Hepatit B ve C enfeksiyonundan hayatını kaybetmekte, 9 milyon 400 bin kişi kronik hepatit C virüsü enfeksiyonu için tedavi görmektedir. Ülkemizde yaklaşık 2,5 milyon Hepatit B’li; 250 bin civarında da Hepatit C’li hasta vardır.

    Hepatit siroz ve kansere yol açabiliyor

    Küresel çabalar, hepatit B, C ve D enfeksiyonlarının ortadan kaldırılmasına öncelik vermektedir. Bu 3 enfeksiyon yıllarca tedavi altına alınmazsa siroz ya da karaciğer kanserinden ölümlere neden olabilmektedir. Bu 3 tip kronik hepatit enfeksiyonu, hepatit kaynaklı ölümlerin yüzde 95’inden sorumludur. Bir başka üzücü durumda dünya genelindeki kronik hepatit B hastalarının sadece yüzde 10’na tanı konulabilmekte ve sadece yüzde 22’si tedaviye ulaşabilmektedir. Her gün doğan tüm bebeklerin sadece yüzde 42’sine hepatit B’ye karşı aşı uygulanabilmektedir. Hepatit C’ye bakıldığında dünya üzerinde tüm hepatit C’li hastaların yüzde 20’ne tanı konulmuş durumda olup bu hastaların yüzde 62’si tedaviye ulaşabilmiştir. Dünyada ve Türkiye’de halen viral hepatitli hastaların en az yüzde 80’i hastalığından habersizdir. Bu hastalar uzun vadede siroz ve kanser olma riski altında ve aynı zamanda başkaları için bir bulaş kaynağı olmaktadır.

    Önlem alınması çok önemli

    Hepatit virüsü nedeniyle karaciğer sirozu ya da kanseri kaynaklı ölümlerin yüzde 65 oranında azaltılması, hepatit için tedavi olan kişi sayısının yüzde 80 artırılması, Hepatit B ve C virüsü taşıyan kişilerin teşhisinin yüzde 90 oranında artırılması gibi hedefler bulunmaktadır. Bu hedeflerin tutması doğrultusunda 2030 senesine kadar bu sorundan kaynaklı ölümler sonlandırılabilir. Bunun mümkün olabilmesi için yeni doğan bebeklerin doğum gerçekleştiği anda aşılanması, kişilerin herhangi bir sağlık kuruluşunda hepatit virüsüne sahip olup olmadığını öğrenip; bağışıklığı yoksa Hepatit B için aşı yoluyla önlemini alması büyük önem taşımaktadır.

    Pratik bir kan testiyle teşhis konuluyor

    Hepatit B ve C’yi tedavi edebilecek aşı ve/veya tedavilerin olması ile bu hastalıkların eliminasyonu mümkün hale gelmiştir. Hastalığın eliminasyonunda en önemli nokta hastalığın farkına varılmasıdır. Bu da uygulanacak tanı testleri ile mümkün olabilecektir. Herhangi bir sağlık kuruluşuna gidip alınacak kan örneğiyle kısa sürede teşhis konulabilmektedir. Hepatitli hastaların hayatlarını kurtarıcı tedavileri bekleyecek zamanları yoktur. Hepatit eliminasyonu için en önemli adımlardan biri anneden bebeğe hepatit B bulaşının engellenmesidir. Bu nedenle, hamile kadınlara Hepatit B testi yapılması ve tedavi uygulamaları bekleyemez. Yeni Hepatit B vakalarının olmaması için anne adaylarının Hepatit B yönünden taranması ve önlem alınması gelecek nesiller açısından önem taşımaktadır.

    Hepatit Tedavisi

    Yüzme havuzlarından Hepatit B bulaşır mı?

    Hepatit B bulaşıcı bir virüstür. Ancak, Hepatit B’li kişilerle aynı evde yaşamak, aynı işyerinde çalışmak, yemek içmek, delici-kesici-vücuda nüfuz edici (tıraş bıçağı, tırnak makası, diş fırçası vb eşyalar) olmayan eşyaları kullanmakla bulaş olmamaktadır. Kan dışındaki diğer vücut salgıları ile hepatit B’nin bulaştığına dair kanıt yoktur. Bunun yanında yüzme havuzlarından da Hepatit B bulaşmamaktadır. Önlem olarak Hepatit B’li kişilerin aynı evi paylaştıkları arkadaşları, partnerleri veya aile üyeleri mutlaka hepatit testlerini yaptırmalı, aşı olması gerekenler hepatit B’ye karşı aşılanmalıdır. Bu sayede bulaşın ve virüsün de önüne geçilmiş olmaktadır.

    Hepatit C’de yeni gelişme

    Sağlık uygulama tebliğine (SUT) göre yakın zamana kadar bir kez hepatit C tedavisi alan; tedaviye cevapsız veya hastalığı nüks eden kişilerde yeni ilaçlarla tekrar tedavi yapılamıyordu. Artık ilaçlarla yeniden tedavi gerçekleştirilebilmektedir. Bunun yanında Hepatit C’li hastalarda ilaç tedavisi için biyopsi gerekmekteydi. Şimdi bu şart da kaldırılmıştır. Ancak Hepatit B’li ve tedavi olması gereken hasta kararında hala karaciğer biyopsisi gereklidir. Fakat yeni gelişmelerle birlikte non-invazif metodlarla karaciğer fibrozisi, hastalığın derecesi belirlenebilmektedir. Virolojik testler, görüntüleme, fibrozisi ölçen yöntemlerle bu karar rahatlıkla verilmektedir. Hem sağlık personelinin, hem vatandaşların hem de sosyal politika yürütücülerinin hepatit konusunda üzerine düşenleri yapması gerekmektedir. Daha çok kişi hepatit ve hepatitin neden olduğu olumsuz tablolar hakkında bilgilendirilmelidir. Daha çok hastaya tanı konulmalı, hepatitli hasta sayısı düşürülmelidir. Viral hepatitin bekleyecek bir sorun olmadığı unutulmamalıdır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

    Hepatit Tedavi Klavuzu

  • Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıkları

    Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıkları

    Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıklar. Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Dergisi, önemli bir çalışma yayınladı. Araştırmada, “Üniversite öğrenim gören öğrencilerin jinekolojik kanser farkındalıklarının; orta düzeyin üstünde olduğu” bildirildi.

    Jinekolojik Kanser Tam Olarak Nedir?

    Jinekolojik kanserler; serviks, endometrium, over, vulva, vajina, fallop tüpü kanserleri ve koriokarsinomlarıdır. Bunlardan; serviks, endometrium ve over kanserleri, daha sık görülen ve kansere bağlı mortalite ve morbiditede önemli yeri olan kanser türleridir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2018 verilerine göre tüm kanser türleri içinde; serviks kanseri dört, uterus kanseri altı, over kanseri ise sekizinci sırada yer almakta ve mortalite oranlarının benzer olduğu belirtilmektedir. Ülkemizde ise benzer şekilde; uterus kanseri dört, over kanseri altı, serviks kanseri dokuzuncu sırada yer almaktadır. Jinekolojik kanserlere bağlı ölümlerin azaltılabilmesi için erken evrede yakalanması önemlidir. Bu sayede kanser, tedavi edilebilir bir aşamada tespit edilerek, bireyin yaşam kalitesi bozulmadan hayatta kalma şansı artırılabilmektedir. Serviks kanseri dışında jinekolojik kanserler için tarama testi bulunmamaktadır. Bu nedenle erken tanı ve tedavide kadınların jinekolojik kanserlere karşı farkındalıkları önemli hale gelmektedir. Literatürde, kadınların jinekolojik kanser farkındalıklarının düşük ya da orta düzeyde olduğu belirtilmektedir. Kadınların farkındalıklarının artırılması; sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmalarına, gerekli muayene ve kontrollerini yaparak/yaptırarak erken teşhis sağlanır. Bunun yanında jinekolojik kanserlerin önlenmesinde sağlıklı bir yaşam tarzı (egzersiz, dengeli beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma) ve riskli davranışlardan uzak durma önerilmektedir.

    Jinekolojik Kansere Neler Sebep Olur?

    Kadınların farkındalığının artması sadece kanserden korunma değil aynı zamanda kronik hastalıklar ve bununla birlikte ortaya çıkan diğer sorunların önlenmesi/ azaltılmasında da etkili olacaktır. Örneğin, tip 2 diyabet için bireylerin erken yaşlarda kazandığı sağlıklı yaşam alışkanlıklarının ilerleyen yaşlarda kanser gibi başka hastalıkların oluşmasına engel olabildiği açıklanmaktadır. Kronik solunum yolu hastalıkları da solunan havanın kirliliği ve özellikle sigara kullanımı ile direkt kanserlerle ilişkilendirilmektedir. Oysa, kronik hastalıklar, önlenebilir hastalıklardır ve önlenmesi için; sigara ve alkolden uzak durulması, sağlıklı beslenilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanılması önerilmektedir. Bu kazanımların olmaması durumunda karşılaşılabilecek sorunların başında kanserler yer almakta ve özellikle kadın kanserleri için büyük risk oluşturduğu belirtilmektedir. Gençlik dönemini sağlıkla ilgili davranışların kazanıldığı dönem olması, hem de kadınlarda görülen kanserlerin erken yaşta başlayan farkındalığın önemli olması sağlıklı bir yaşam temelinde önem arz etmektedir . Bu çalışma, üniversitede öğrenim gören öğrencilerin jinekolojik kanser farkındalıkları ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.

    Üniversite Öğrencilerin Kanser Farkındalıkları | BSHA - Sağlık - Eğitim
    Üniversite Öğrencilerin Kanser Farkındalıkları | BSHA – Sağlık – Eğitim

    Peki Bu Üniversite Öğrencileri Farkındalıkları Hakkında Ne Yapmalı?

    Üniversite öğrenim gören öğrencilerin jinekolojik kanser farkındalıklarının; orta düzeyin üstünde olduğu, mevcut kronik hastalığın olması, yaşanılan yer, sigara kullanımı, ailede kanser öyküsünün olması ve ailede kanser öyküsü bulunan kişinin yakınlığı farkındalık düzeyini etkileyen değişkenler olduğu belirlenmiştir. Jinekolojik kanserler farkındalık puanı ile yaş, beslenme ve fiziksel aktivite puanı arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Kanserin kontrol edilmesinde hemşirelerin kanseri önleme, tarama ve tanılamada danışmanlık verme ve sağlık eğitimi yapma gibi rolleri bulunmaktadır. Hemşirelerin gençlere sağlıklı yaşam davranışlarını sürdürmesinde, riskli davranışlardan uzak durmasında ve tarama konusunda eğitim planlaması önerilir.

    Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıkları | BSHA - Sağlık - Eğitim
    Üniversite Öğrencilerinin Kanser Farkındalıkları | BSHA – Sağlık – Eğitim

    Kaynak: https://www.ttb.org.tr/STED/images/file/2022_3.pdf

  • SUUDİ ARABİSTAN’DA KAPATILAN TÜRK OKULLARI AÇILIYOR

    SUUDİ ARABİSTAN’DA KAPATILAN TÜRK OKULLARI AÇILIYOR

    Suudi Arabistan’da Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Türk okullarının açılışı için çalışmalar başlatıldı.

    Suudi Arabistan yönetiminin kararıyla başkent Riyad ve diğer vilayetlerde faaliyet gösteren Türk okulları 2020-2021 eğitim ve öğretim yılı sonu itibarıyla kademeli olarak kapatılmıştı.

    Türk hükümetinin diplomatik temasları ve Millî Eğitim Bakanlığının girişimleri ile Suudi Arabistan’da Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren okullar, yeniden hizmete açılıyor.

    Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Fransa’nın başkenti Paris’te katıldığı “Eğitimin Dönüştürülmesi Ön Zirvesi” kapsamındaki temasları çerçevesinde Suudi Arabistan Eğitim Bakanı Hamad Al Shaikh ile ikili görüşme gerçekleştirmiş, okulların durumu bu görüşmede de gündeme gelmişti.

    İki ülke makamlarının temasları sonucunda yeniden açılma kararı alınan okullara öğrenci kabulleri ve diğer işlemlerle ilgili çalışmalar kısa zamanda başlayacak. (BSHA)- Kaynak:MEB

  • Tatil Sonrası Adaptasyon Yaşanmasında 10 Önemli Koruyucu Faktör

    Tatil Sonrası Adaptasyon Yaşanmasında 10 Önemli Koruyucu Faktör

    Tatil Sonrası Adaptasyon Güçlüğü Yaşanmasında 10 Önemli Koruyucu Faktör

    Tatil sonrasında ruh sağlığında sıkıntıya yol açabilecek belirtiler;

    Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, tatil sonrası iş hayatına adaptasyon güçlüğünün çoğu kişide görülebildiğini söyledi. Arslan, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu, “Bu durum son derece normaldir. Ancak bu adaptasyon süresinin uzaması kişilerin iş ve sosyal yaşamlarında bir takım sorunların oluşmasına neden olabilmektedir. Kişilerin tatil sonrası ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir”

    Sosyal belirtiler

    İnsanlara karşı savunmacı bir tutum sergilemek, sürekli hata bulmaya çalışmak, problemleri dışsallaştırmak, insanlara güvenmemek, iş yerinden ayrılmayı istemek, toplantılara ya da randevulara gitmek istememek gibi belirtiler görülebilir.

    Zihinsel belirtiler

    Muhakemede güçlük, düşük iş kalitesi, düşük verimlilik, konsantrasyonda güçlük, unutkanlık ve karar vermede güçlük gibi belirtiler görülebilir.

    Duygusal belirtiler

    Tükenmişlik hissi, isteksizlik ve ilgisizlik, olumsuz duygu deneyiminde artış, öfke kontrolünde güçlük, aşırı hassasiyet, öz güvende düşüş, endişe kaygı ya da depresif belirtiler görülebilir.

    Fiziksel belirtiler

    Enerji kaybı ve yorgunluk, iştahsızlık uykuya dalmakta ya da uyanmakta güçlük ve bedensel ağrılar görülebilir.

    Tatil sonrası adaptasyon güçlüğünün yaşanmasında 10 önemli koruyucu faktör

    1. İyi olma halini tek bir nedene bağlamaktan kaçının

    Yapılan çalışmalar gösteriyor ki kişilerin yaşamdan aldıkları doyum ne kadar yüksekse psikolojik iyi olma halleri de o kadar yüksek olabilmektedir. Yüksek yaşam doyumu için kişinin gerçekliği ile beklentisi arasında bir dengenin olması gerekir. Dolayısıyla yaşamdan aldıkları doyum yüksek olan kişiler bu sürece daha rahat uyum sağlayabilmektedirler. Yaşam doyumunu arttıran tek faktör tatil süreci değildir. Kişiler iyi olma halini tek bir nedene ‘’tatile gitmeye’’ bağladıklarında sonucu hüsran olabilir.

    2. Tatil sürecine dair gerçekçi beklentiler oluşturun

    Tatile gitmeye yüklenen anlamlar gerçekçi boyutta olması, tatil sonrası sendorumunun oluşmasını engellemede son derece önemlidir. Örneğin; günlük hayatında işi ya da partneriyle problemleri olan birinin ‘’bir tatile gitsem kendimi çok iyi hissedeceğim.’’ şeklinde düşünebilir ve bu düşüncesi kişide tatile gitme isteğini harekete geçirebilir. Mevcut düşünce tatil kavramına büyük beklentiler yükleyen bir düşüncedir. Bu düşünceye sahip olan kişi mevut problemin kendisini değil hissettiği duyguyu gidermek istiyor olabilir. Kişi tatile gittiğinde duygusal anlamda kendisini daha iyi hissedebilir, hissetmeyede bilir ancak tatil sonrası problemin halen devam ediyor olması kişinin mevcut iyi hissetme beklentisine uymayacağından, kişilerin duygusal anlamda güçlükler yaşamasına neden olabilir. Bu nedenle kişilerin, tatilin kısa ve keyifli bir süreç olduğu ancak tatil kavramının iyi hissetme halini sonsuza kadar olumlu yönde etkileyecek sihirli bir değnek olmadığını düşünmeleri psikolojik iyi oluş ve yüksek adaptasyon açısından son derecede önemlidir.

    3.     İş hayatınızda var olan mevcut problemleri çözümlemeye odaklanın.

    Yapılan çalışmalarda iş memnuniyet düzeyi yüksek olan kişilerin tatil sonrası daha fazla yüksek adaptasyon gösterdikleri görülmektedir. Bununla birlikte iş hayatındaki problemler ya da düşük memnuniyet düzeyi kişiyi tatil öncesi de strese sokabilmekte ve ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Dolayısıyla tatil öncesi örneğin ‘sorun yaşanılan kişiyle problemi konuşma, yardım isteme ya da iş yeri değişikliği’ gibi mevcut probleme yönelik çözüm odaklı yaklaşımlarda bulunmak psikolojik iyi oluş açısından son derece önemlidir.

    4.    Tatil öncesi işlerinizi biriktirmekten kaçının.

    Tatile çıkmadan önce biriken işlerinizi azaltabildiğiniz kadar azaltın. Böylelikle tatil sonrası gelen sorumluluklarla baş edebilmeniz kolaylaşabilir.

    5.    İş ve eğlenci hayatınızda denge kurun.

    Dinlenme süreci sadece yıllık izin gibi tatil süreçleriyle ilişkili değildir. Kişilerin iş ve eğlence hayatında bir denge sağlıyor olmaları ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.

    6.    Tatil bitti diye kendinizi eve kapatmaktan kaçının.

    Tatil sonrasında hobilerinizle ilgilenin, sosyalleşmeye zaman ayırın ve sevdiklerinizle birlikte vakit geçirin. Özellikle spor yapmak serotonin hormonu düzeyini yükselterek, tatil sonrası hissettiğiniz olumsuz duygunun yoğunluğunun azalmasına yardımcı olacaktır.

    7.    Tatil sonrasında işlerin bütününe birden odaklanmak yerine parçalara bölerek planlamalar yapın.

    Planlamalar başlangıçta kişide stres ve kaygı uyandırabilir. Ancak öncelikli tamamlanması gereken iş, proje ve toplantı gibi planların yapılması, belirsizliğin oluşturduğu olumsuz duyguyu azaltarak kişiyi uzun vadede rahatlatır.

    8.    Tatil sonrasında hayatınızla ilgili radikal kararlar vermekten kaçının.

    Tatilin verdiği yüksek enerji ve motivasyon sizi yeni planlamalar yapmaya ya da hayatınızla ilgili önemli kararlar almaya itebilir. Ancak yüksek motivasyonla üzerine düşünülmeden ve planlama yapılmadan ‘iş yeri değişikliği, taşınma, yeni ve önemli bir proje’ gibi alınan kararlar uzun vadede kişiyi olumsuz etkileyebilir.

    9.     Tatil sürecinde rutinlerinizi ve düzeninizi tamamen bozulmasına engel olun. 

    Rutinler kişinin ruh sağlığında önemli bir koruyucu faktördür. Tatil sonrası rutinlerde bozulmalar görülebilir. Bu süreçte günlük rutinize dönebilmek için kendinize zaman tanıyın. Özellikle tatilden bir kaç gün önce örneğin akşamları rutin saatlerinizde yatmak ve erken uyanmak gibi günlük rutinlerinize dönmeye çalışın.

    10.     Zorlandığınız durumlarda uzman desteği almaktan çekinmeyin. 

    Tatil sonrası adaptasyonda yaşadığınız güçlükler giderek artıyorsa mevcut durumla baş etmekte güçlük yaşıyorsanız, duygu yoğunluğunuzda bir azalma olmuyor ya da duygunun şiddeti giderek artıyorsa, ve bu durum günlük hayatınızı, işinizi ve işlevselliğinizi olumsuz yönde etkilemeye başladıysa bu durumda psikoterapi desteği almanız psikolojik iyi olma haliniz açısından oldukça önemlidir.  (BSHA)

  • Ebru Kırant’tan Okul Öncesi Eğitimde Sevgi ve Güven Vurgusu

    Ebru Kırant’tan Okul Öncesi Eğitimde Sevgi ve Güven Vurgusu

     Okul Öncesi Eğitimde Sevgi ve Güven Vurgusu

    Seferihisar’da 5 yıldır hizmet veren Özel Ebru Kırant Anaokulu’nun Kurucu Müdürü Ebru Kırant, okul öncesi eğitimin çocuk gelişiminde önemli bir yeri olduğunu belirterek, sevgi ve güven duygusuyla çocuklara sağlam bir gelecek inşa ettiklerini söyledi.

    9 Eylül Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Yüksek Lisans ve Anadolu Üniversitesi Çocuk Gelişimi mezunu olduğunu ve eğitim sektörüne dersanede başladığını dile getiren Kırant, farklı alanlarda sürekli eğitimler alarak kendini çok yönlü olarak geliştirdiğini kaydetti.

    Eskiden beri öğrenci ve veli iletişiminin güçlü olduğunu anlatan Ebru Kırant, “İnsan ilişkilerim eskiden beri iyiydi. Her zaman birilerinin hayatında iz bırakabilmek için çaba gösterdim. Bu süreçte, öğrenci aile koçluğu eğitimi, hızlı okuma tekniği, hafıza teknikleri gibi farklı alanlarda eğitimler aldım. Türkiye’de farklı noktalarda, içinde mizahi unsurlar da bulunan veli ve öğretmen eğitimleri vermeye başladım. Seferihisar’a 2010 yılında geldim. Bir okulda biyoloji öğretmeni olarak işe başladım. Bir yandan evde hızlı okuma dersleri de veriyordum. Çocuklarım doğduğu için çalışma hayatına ara verdim. Anne olduktan sonra çocuklarımı anaokuluna götürmek için araştırma yaptım. Ama beklediğim sıcaklığı bulamadım. Belli bir süre sonra küçüklükten beri hayalim olan anaokulu kurma fikrini yaşama geçirmek istedim. Eylül 2017’de Seferihisar Özel Ebru Kırant Anaokulu’nu hizmete açtım ve okul öncesi eğitimde 5 yılı geride bıraktık” diye konuştu.

    EBEVEYNLER ANAOKULU SEÇİMİNDE TİTİZ DAVRANMALI

    Bir anaokulunda velilerin dikkat etmesi gereken önemli noktalar olduğunu kaydeden Ebru Kırant, şunları söyledi: “Anaokuluna girdiğiniz zaman veli olarak o sıcaklığı hissetmeniz gerekli. Eğitim yapay bir tavırla her gün yapılabilecek bir iş değildir. Çocuğun sevildiğini hissetmesi çok önemli. Ben eğitim ve sevgi odaklı bir anlayışla hizmet vermeye çalışıyorum. Özel Ebru Kırant Anaokulu, çocukların vakit geçireceği bir yer değil, hedefleri olan bir kurum. Her söylediğimi yerine getirmek için çaba sarf ederim. Kendi çocuklarımdan çok okuldaki çocukları görüyorum. Öğretmenlerimiz de aynı şekilde özverili olarak çalışıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olduğumuz için öğrencilerimiz eğitime 36’ncı aydan başlıyor. Eğer 35 ayda okula kabul eden varsa o kurumdan şüphe duymalısınız. Çocuğunuzu emanet ettiğiniz ve 3 yıl boyunca vakit geçirecekleri kurumu iyi araştırmanız gerekiyor. Okulun kurucusunu sosyal medyadan da araştırın. Okulun imkanları nelerdir öğrenin. Ücretler en son olarak değerlendirilmeli. Zaten biz en olabilecek uygun eğitim ücretlerini belirliyoruz”

    OKUL ÖNCESİNDE DE KURALLAR VAR

    Okul öncesinde mutlaka bazı kurallar uygulanması gerektiğini vurgulayan Ebru Kırant sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim başlıca üç kuralımız vardır. Arkadaşlarınla temasta bulunamazsın, arkadaşlarına kötü söz söyleyemezsin, kız öğrencilere her zaman öncelik tanımalı ve kibar olmalısın. Herkes birbirine saygılı olmalı, kimse kimsenin hakkını önüne geçmemeli. Bazı kazanımlar küçük yaşlardan itibaren öğrenilirse kalıcı olur. Okulda 3 sınıfımız var. Bir oyun odamız ve uyku odamız var. Haftanın bir günü bale dersimiz var. Onun için ayrı bir bale sınıfımız da bulunuyor. Kültür günlerimiz oluyor. Örneğin bir hafta mısır kültürünü işliyoruz. Herkesin hazırladığı dekorlar bir araya getirilir. Oranın dili başkenti yemekleri nelerdir anlatılır. Öğrencilerimize farklı farklı dünyaların olduğunu gösteriyoruz. Fransızca ve ikinci dil olarak da İngilizce eğitimi veriyoruz. Bulunduğumuz bölgede Fransızca eğitim veren tek okul öncesi kurumuz. Okuma yazmaya hazırlık çalışmalarını bir yandan sürdürüyoruz. Bahçe etkinliklerinin yanı sıra; sınıf içinde müzik, resim ve diğer sanat etkinliklerini de uyguluyoruz. İşin eğitim kısmı kadar, eğlence kısmını da çok önemsiyoruz” (BSHA)

  • “Astiğmat tedavisinde lazer dönemi”

    “Astiğmat tedavisinde lazer dönemi”

    Astiğmat Tedavisi Lazer ile Mümkün. Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.

    Sık görülen görme kusurlarından biri olan astigmatın, gözlük kullanılmadığında baş ağrısı, bulanık görme ve netlik kaybı gibi rahatsızlıklara neden olduğunu belirten Asena, “Femtosaniye Lasik uygulamasıyla astigmat tedavisinde başarılı sonuçlar alabiliyoruz” dedi.

    Lasik operasyonlarının dünyada yaygın olarak uygulandığını vurgulayan Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Lasik, excimer laser ile kornea tabakasına yeniden şekil verilerek kırma kusuru dediğimiz göz bozukluklarının düzeltilmesi işlemidir. Kırma kusuru olarak tanımladığımız göz bozuklukları; miyopi, hipermetropi ve astigmattan oluşuyor. Lasik sayesinde bu bozukluklar düzeltilebiliyor” diye konuştu.

    Lazer Tedavisi

    Lazer ile Düzelebiliyor

    Miyop ve hipermetropta olduğu gibi astigmat tedavisinde de femtosaniye lasik uygulaması gerçekleştirdiklerini dile getiren Kaşkaloğlu Göz Hastanesinde görevli Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, sözlerine şöyle devam etti:

    “Halk arasında astigmatizmanın lazerle düzeltilemediğine dair yanlış bir kanı hakim. Astigmat da, miyopi ve hipermetropi gibi belli sınırlara kadar lasik cerrahisiyle düzeltilebiliyor. Eğer 1 numaranın üzerinde astigmat varsa ve hastanın göz yapısı uygunsa lazer tedavisiyle görme kalitesi eski seviyesine döndürülebiliyor. Astigmatı olan bazı hastalar kontakt lens kullanamıyor ve yüksek numaralı astigmatlarda lensler yeterli olmuyor. Eğer göz yapısı uygun değilse ve numara çok yüksekse,

    göz içi lens (ICL) tedavisi uyguluyoruz ve bu yöntemle de iyi sonuçlar alabiliyoruz”

    Femtosaniye lasik tedavisinde iki göze de aynı operasyonda yapıldığını ve işlemin birkaç dakika sürdüğünü anlatan Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Ameliyat hazırlığıyla birlikte, hasta 10 – 15 dakika ameliyathanede kalıyor. Hastanın ameliyat olduğu gün dinlenmesi ve gözünü kapalı tutması gerekiyor. Ertesi gün ise normal yaşantısına dönebiliyor” ifadesini kullandı. (BSHA)

     

  • Cezaevi Muaynelerinde Kelepçe Takılmasın !

    Cezaevi Muaynelerinde Kelepçe Takılmasın !

    Cezaevi Muaynelerinde Kelepçe Takılmasın !

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), cezaevlerindeki yaşam ve sağlık hakkı ihlalleri ile ölüm orucu eylemindeki Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın sağlık durumlarına ilişkin 3 Ağustos 2022 günü TTB’de bir basın toplantısı düzenledi.

    cezaevi , hükümlü

    Basın toplantısında söz alan TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, cezaevlerinde uzun zamandır sağlık sorunları yaşandığını, ilaveten adil yargılanma ihlallerinin arttığını fakat Adalet Bakanlığı’nın bu sorunlara kulak tıkadığını söyledi. Cezaevi muayenelerinde kelepçe takılmasına ve kolluk bulunmasına yönelik bir düzenlemenin “ayrımcılığın yeniden hayatımıza getirilmesi” olduğunu söyleyen Dr. Korur Fincancı, sağlık hizmetlerine erişime dönük yeni düzenlemelerin de ayrımcı uygulamaları beraberinde getirebileceğini kaydetti. İHD Yönetim Kurulu üyesi Nuray Çevirmen, Balaç ve Yıldırım’ın sağlık durumlarına ilişkin kısa bir bilgi verdi. Mahpusların insanca yaşamın temel taleplerini dile getirdiklerinin altını çizen Çevirmen, “Biz yaşam hakkının korunması için bu taleplerin karşılanmasını istiyoruz” diye konuştu. ÇHD Yönetim Kurulu üyesi Avukat Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Gökhan Yıldırım’ın hapishanede kalamayacak durumda olduğunu ve infaz ertelemesi talep ettiğini aktardı.

    Adli Yargılanma Hakkı

    SES Ankara Şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya mahpusların sağlığa erişim sorunlarından örnekler verdi, hem Sağlık hem de Adalet bakanlıklarını göreve çağırdı. Ortak basın açıklaması Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu ve TTB İnsan Hakları Kolu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu tarafından okundu. Dr. Uğurlu, sağlık emek meslek örgütleri, insan hakları örgütleri ve hukuk örgütleri olarak Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın yaşam hakkının korunması için başta adil yargılanma hakkı olmak üzere taleplerinin bir an evvel karşılanması gerektiğini belirtti. İşkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye tabi olmama hakkının mutlak bir hak olduğunu söyleyen Dr. Uğurlu, Adalet Bakanlığı’nı Balaç ve Yıldırım’ın taleplerine kulak vermeye ve sorunu çözecek adımlar atmaya davet etti.

  • Hangi meyve suyu neye iyi geliyor?

    Hangi meyve suyu neye iyi geliyor?

     Hangi meyve suyu neye iyi geliyor?

    Uzmanlar, hastalıklardan korunmak ve sağlıklı bir yaşam sürmek için güçlü bir bağışıklık sistemi gerektiğini belirterek, bunun için vitamin içeren, antioksidan ve mineral açısından zengin meyve sularının tüketilmesini öneriyor. Sağlıklı bir diyette meyve sularının özel bir yeri olduğunu belirten Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnançiçeceğin özelliklerine ve sağlığa yararlarına vurgu yaparak “Sofranızdan meyve suyunu eksik etmeyin” ifadelerini kullandı.

    Kayısı Suyu 

    Bir bardak kayısı suyu, günlük A vitamini gereksiniminin üçte birini karşılıyor. Kayısıda bulunan diyet posası sadece kabızlık değil, aynı zamanda hassas bağırsak hastalığı, apandisit, diş hastalıkları, şeker hastalıkları, kalp hastalıkları, kolon kanseri ve hemoroid gibi hastalıkların da oluşum riskini azaltarak bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor.

    Üzüm Suyu

    A, B ve C vitaminleri açısından zengin olan üzüm suyu, aynı zamanda bol miktarda potasyum ve demir içeriyor. Güçlü antioksidan özelliği sayesinde vücutta oluşan serbest radikallere savaşarak, hücrelerdeki yıpranmışlığı minimuma indirerek bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor.

    Şeftali Suyu

    A ve C vitaminin yanında güçlü bir antioksidan ve A vitamini aktivitesi gösteren beta karoten bakımından zengin bir içecek. İçerdiği diyet lifleri ve antioksidan maddeler, kalp damar sağlığının korunmasında ve kanserden korunmada etkili.

    Nar Suyu

    Kolesterol ve şekeri dengeleyerek kalp sağlığını korumanın yanı sıra kanser hücrelerinin gelişmesini de engelliyor. Nar suyu aynı zamanda bağırsak parazitlerini düşürmede de son derece etkili.

    Vişne Suyu

    A vitamini ve potasyum açısından epey zengin olan vişne suyu, ateşli hastalıklara karşı son derece güçlü bir silah olarak biliniyor. Kandaki asitleşmeyi de temizleyerek mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor.

    Portakal Suyu

    Bir bardağında günlük C vitamini ihtiyacını karşılayacak değerler bulunuyor. Potasyum, folat, B1, B2, B6 vitaminleri ve çeşitli mineralleri içeren portakal suyunun kanser hücrelerinin gelişimini önlediği ve kılcal damarları güçlendirdiği biliniyor.

    Elma Suyu

     Bağışıklık sistemini güçlendirme özelliği bulunan elma suyunun içinde B3, E vitamini ve potasyum bulunuyor. (BSHA)