Yazar: ismail USTA

  • Böbrekleriniz Gerçekten Sağlıklı mı?

    Böbrekleriniz Gerçekten Sağlıklı mı?

    Böbreklerin Sağlıklı Olup Olmadığını Görmek İçin İdrar Tahlili ve Kan Kreatin Değerlerine Birlikte Bakılmalı!

    Böbrek sağlığının başta kalp ve damar sistemi olmak üzere tüm organları etkilediğini söyleyen Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, özellikle kronik böbrek hastalıklarının sinsi ilerlemesi nedeniyle hastaların semptomları göremediğini söyledi. Böbreklerin sağlıklı olup olmadığın görebilmek için kan kreatin değerleri ve idrar tahlilinin birlikte bakılması gerektiğine işaret etti.

    Fazla tuz tüketiminden obeziteye, hareketsiz yaşamdan genetik etkenlere kadar birçok etken böbrek hastalıkları için zemin hazırlayabiliyor. Bununla birlikte iyi çalışmayan böbreklerin çok daha ciddi sorunlara neden olabileceğini söyleyen Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, özellikle diyabet, hipertansiyon, taş hastalığı ve ailesinde böbrek hastalığı olan kişilerin rutin olarak böbrek sağlığı açısından takibinin çok önemli olduğunu söyledi.

    Polikistik Böbrek Hastalığının İlerlemesini Önlemek Mümkün

    Ailesinde Böbrek Hastalığı Olanlar Dikkat

    Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök’ün verdiği bilgiye göre, toplumda en sık görülün böbrek hastalıklarının başında, şeker hastalığına bağlı gelişen diyabetik nefropati geliyor. Sağlıksız beslenme, obezitenin artması hareketsiz yaşam gibi birçok etkene bağlı olarak diyabet sıklığının giderek artmasının yakın gelecekte diyabetik nefropati vakalarında da artışa neden olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Abdullah Özkök, böbrek hastalıklarıyla ilişkili diğer sorunlarla ilgili şu bilgileri verdi:

    “Böbrek hastalığına yol açan İkinci en sık hastalık ise hipertansiyondur. Burada artan tuz tüketiminin çok kötü etkiler yarattığını söyleyebilirim. Türk Nefroloji Derneği kayıtlarına göre son dönem böbrek yetersizliği hastalarının yüzde 36’sında böbrek hastalığı sebebi şeker hastalığı, yüzde 26’sında ise hipertansiyondur. Diğer en sık sebepler glomerulonefritler, polikistik böbrek hastalığı ve böbrek taşlarını sayabiliriz. Polikistik böbrek hastalığı genetik bir hastalıktır, hastalığın genetik geçiş oranı yüksektir. Bundan dolayı ailenin bir bireyinde bu hastalık saptandığında, diğer aile bireylerinin de incelenmesi gerekir. Aynı şekilde bazı glomerulonefrit ve taş tipleri de genetik ve ailesel olarak geçebilmektedir. Bu yüzden ailede böbrek hastalığı olan kişilerin böbrek sağlığı açısından kontrol edilmesinde fayda vardır.”

    İyi Çalışmayan Böbrek Tüm Sistemi Etkiliyor

    Böbreklerin vücuttaki toksik maddelerin atılması, sıvı dengesi ve kan yapımını sağlayan hormonların salgılanması gibi önemli görevleri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Abdullah Özkök, “İyi çalışmayan böbreklerin toksik maddelerin vücutta birikmesi, kalbin iyi kasılamaması, kalp etrafında sıvı birikmesi, damar tıkanıklıkları ve damar duvarında kireçlenme, vücutta fazla sıvı birikimine bağlı olarak akciğerlerde sıvı toplanması ve akciğer ödemi, yeterli hemoglobin üretilemediği için kansızlık gibi birçok sorunu da beraberinde getirecektir” diye konuştu.

    Böbrek Yetmezliği İleri Evre İse

    Böbrek hastalıklarının en problemli yönünün çok sinsi ilerlemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Özkök, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Böbrek hastalıklarında başlangıçta halsizlik, gece sık idrara çıkma gibi hafif şikayetler görülür. Diğer organları da etkileyen daha ciddi bulgular ortaya çıktığında ise genellikle hastalık çok ilerlemiş ve bazı hastalarda maalesef geri dönüşümü olmayan evreye geçmiş olur.”

    Kandaki Kreatin Değeri Ne Anlama Geliyor

    Böbrek hastalıklarının genellikle idrarda protein veya kan kaçağı şeklinde başlayarak en son evresinde süzme fonksiyonlarında bozukluğa ve kan kreatinin değerlerinde artışa neden olduğunu anlatan Prof. Dr. Abdullah Özkök, “Dolayısıyla idrar tahlili yapmadan sadece kan tahlillerindeki kreatinin değerlerine bakarak kimseye böbreklerin sağlıklı denilemez” dedi. Prof. Dr. Abdullah Özkök, bu nedenle çocukluk çağından başlayarak herkesin idrar tahlili ve kan kreatinin değerlerinin kontrol edilmesinin asemptomatik, belirti vermeyen böbrek hastalıklarının yakalanması açısından önem çok önemli olduğunun altını çizdi. Prof. Özkök sözlerine şöyle devam etti: “Kan kreatinin değeriniz normal olabilir fakat çok ciddi böbrek hastalığınız olabilir. Bu yüzden basit tam idrar tahlilinin gözden kaçırılmaması ve kontrollerde mutlaka bakılması gereklidir.  Kanda kreatinin değerinin, tam idrar tahliliniz ve üriner sistem ultrasonunuzun üçü birden normalse böbrek sağlığınız çok yüksek bir ihtimalle iyi olduğu söylenebilir. Bu üç tetkik de böbrek sağlığını değerlendirmede için çok önemlidir.”

    Diyabet Hastaları Yılda Bir Kontrolden Geçmeli

    Diyabet, hipertansiyon, taş hastalığı ve ailesinde böbrek hastalığı olan kişilerin rutin olarak böbrek sağlığı açısından takibinin yapılması gerektiğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, “Özellikle diyabet hastalarının hiçbir şikayetleri ve böbrek hastalığı olmasa bile en az yılda bir kez kanda kreatinin değeri, tam idrar tahlili ve idrarda albümin kaçağı açısından kontrol edilmesi gerekir. Bu hastalıklara bağlı böbrek tutulumu olan hastalar, hastalık durumlarına göre daha sık da takibe ihtiyaç duyabiliyor.”

    Fazla Tuz Tüketimi Böbrekleri Bozabilir 

    Toplumsal olarak böbrek sağlımızı korumak için öncelikle diyabet ve obeziteyle mücadele edilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Abdullah Özkök, alınması gereken önlemler konusunda şunları anlattı: “Fruktoz ve glukoz şurubu içeren içeceklerden mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Tuz tüketimini azaltmalıyız. Siz her ne kadar yemeklerinize tuz eklemiyorsanız da eğer fast-food ve hazır, işlenmiş gıda tüketiminiz fazlaysa, çok yüksek oranda tuz tüketiyorsunuz demektir. Tansiyon değeriniz normal olsa bile fazla tuz tüketimi böbrek sağlığı açısından sakıncalı olabilir.” (BSHA)

  • Varis Hastalığında Genetik Özellikler Riski Artırıyor

    Varis Hastalığında Genetik Özellikler Riski Artırıyor

    Varis Hastalığında Genetik Özellikler Riski Artırıyor

    Bir toplardamar hastalığı olan genetik nedenler, uzun süre ayakta kalmaya veya oturmaya bağlı olarak gelişen, meslek hastalığı olarak da bilinen varis hastalığının tedavisinde erken teşhis başarılı sonuçlar veriyor.

    Varis hastalığının en önemli nedeninin aileden gelen genetik yapı olduğunu belirten Özel Sağlık Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Alper Özbakkaloğlu, ailesinde varis bulunanlarda bu hastalığın görülme olasılığının iki katı olduğunu da belirtti.

    Genetik Yatkınlık Etkiliyor 

    Varis hakkında bilgi veren Dr. Alper Özbakkaloğlu, “Varis, bacaklardaki toplar damarların üzerindeki basıncın artması ve buna bağlı damar duvarında damarların içindeki kapakçıkların yapısının bozulmasıyla birlikte damar genişlemeleri ve bacaklarda oluşan görüntü bozukluğudur. Venöz yetmezliğin asıl sebeplerinden en önemlisi aileseldir. Genetik yatkınlığı olan insanlarda varis görülme olasılığı 2-3 kat fazla olmaktadır. Varis daha çok kadınlarda görülmektedir. Hamilelik süreci bu rakamın artmasında rol oynamaktadır. Aile öyküsü olanlarda daha genç yaşlarda, öğretmen veya doktorlar gibi mesleki nedenlerle uzun süre ayakta kalanlar veya pozisyonel bozukluk nedeniyle olanlarda ise daha ileri yaşlarda görülmektedir” diye konuştu.

    Erken Tedavide Başarı Daha Yüksek

    Varisin bacakların tamamında görülebildiğini dile getiren Dr. Özbakkaloğlu, “Varis hastalığında öncelikle örümcek ağı şeklinde kılcal damarlar olarak ortaya çıkmaya başlıyor. Daha sonra Retiküler Varis dediğimiz daha yeşil damar belirginleşmesi halini almaya başlıyor. Bir ileri safhada Varis Pakeleri denilen çapları 6 ila 12 milim arasında değişen belirginleşmiş, yılankavi bir özellik gösteren, kabarıklaşarak ciltten dışarı taşan damarlar halini alıyor. Bir sonraki evrede ise ayak bileği seviyesinde ödem ve renk değişikliği olmaya başlıyor. Daha ileri seviyelerde ise ayak bileği ve çevresinde yara açılmasına da sebebiyet veriyor. Aslında varis hastalığı hep kozmetik anlamda bir rahatsızlığa neden olduğu düşünülse de, tedavi edilmeyen vakalarda bu durum, ayakta iyileşmeyen yaralara ve geçmeyen renk değişikliğine kadar gidebilmektedir. Bu süreç bazı hastalarda daha hızlı ilerler. Bu durum tamamen hastanın yaşam tarzına göre değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle erken dönem müdahale, tedavi sonucunu da daha başarılı hale getirmektedir” ifadelerini kullandı.

    Gebelerde Varis Riski Artıyor

    Gebelik döneminde varis riskinin de arttığını vurgulayan Dr. Alper Özbakkaloğlu, “Özellikle fazla kilo alıp vermek damarların üzerindeki yükü de artırdığı için, varislerin tekrar etmesini artarıyor. Kadınlarda topuklu ayakkabı giymek, devamlı sıcak ortamlarda durmak varis riskini de artırıyor. Ağırlık sporuyla uğraşanlarda varis oluşumu bir miktar artırdığı gözleniyor. Kadınlarda özellikle gebelik döneminde karın içi basınç arttığı için damarların üzerindeki baskı da artıyor. Buna bağlı olarak da kadınlarda gebeliğe bağlı olarak yüzde 70’inde varis oluşumu görülüyor. Doğum sonrasında varisler bir miktar azalıyor ama tamamen gerilemiyor. Özellikle ikinci doğum sonrasında daha kalıcı olma eğiliminde oluyor. Gebelere uygun, korunma amaçlı varis çoraplarının kullanılmasını mutlaka öneriyoruz. Emzirme dönemi bittikten sonra da cerrahi veya ilaç tedavisi için kalp damar cerrahisine başvurmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

     

  • Zika Virüsü – Aedes Sivrisineği Nedir ?

    Zika Virüsü – Aedes Sivrisineği Nedir ?

    Zika Virüsü – Aedes Sivrisineği Nedir ?

    Hamileler ve sık seyahat edenlerin risk altında olduğu Zika Virüsü nedir ? Bu virüsün bulaşmasına sebep olan Aedes Sivrisineği’nin İstanbul çevresinde görülmeye başlandığı bildirildi.

    Aedes Sivrisineği Nerelerde Görülür ?

    Aedes sivrisineği türü İstanbul çevresinde görülmeye başlandı. Zika virüsünün bulaşmasına neden olan ‘Aedes’ sivrisinekleriyle mücadele etme aşamasında ilaçlama faaliyetlerinin yeterli olmaması durumu tüm ülkenin gündeminde. Spesifik olarak dere kenarlarında görülme sıklığına sahip Aedes sivrisineklerine karşı ilaçlama yönteminin uzun vadede alınması gereken önlemler listesinde yeterli olmadığı ve başarılı olabilecek başka yöntemlerin de kullanılması gerektiği gözlenen bulgular arasındadır.

    Aedes Türü Sivrisinekler Zika Virüsünü Bulaştırıyor

    Aedes türü sivrisinekler, daha önceleri Asya ve Afrika’da yaygın olarak görülebilen sinek türleridir. Aedes sivrisinekleri, Zika virüsünü taşıyan ve bulaştırma riski yüksek olan sineklerdir. Dünya çapında araba lastiklerinin dolaşımının artmasıyla eş zamanlı olarak bu sivrisinek türü yayılmıştır. Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Özellikle dere kenarlarına yakın bölgelerde daha sık rastlanan Aedes sivrisineğinin ana belirtilerini gözlemlediğimizde; Aedes sivrisineğinin, çocuklar üzerinde sokma işleminden sonra normal sivrisineğe oranla daha büyük ve yara formunda belirtiler bıraktığı sonucunu görmekteyiz. Sivrisinek ısırığından sonra ısırılan bölgelerin kaşınması sonrası kalan izleri incelediğimizde ise normal sivrisinek izlerine oranla daha derin ve büyük formda olduğu rastladığımız bulgular arasındadır’ ifadelerini kullandı.

     

    Aedes Sivrisinekleri Türkiye’de

    Aedes türü sivrisinekler Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin’den başlayarak Giresun sınırına kadar yerleşik bir popülasyona ev sahipliği yaptığı ve Batum’dan Kırım Yarımadası’na doğru yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Aedes türü sivrisinekler virüs taşıma ve bulaş gösterme kapasitesi yüksek bir türdür. Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Aedes sivrisinekleri yayılmacı bir türdür. Bu tür adaptasyon özelliği sayesinde artık yalnızca yaz aylarında değil; Mart ve Kasım ayları arasında da hayatta kalabilmekte ve hızlı gen aktarımı aracılığıyla soğuk aylarda da hayatta kalabilme yeteneğini geliştirebildiği saptanmıştır’ bilgisini verdi.

    5-7 Yıl İçinde Orta Anadolu’yu Saracak!

    Aedes albopictus türünün Türkiye’nin batısında İstanbul ve Trakya’dan, doğu tarafında ise Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Giresun’a kadar yayılım gösterdiği görülmektedir. Batı tarafta Kocaeli ve Giresun arasında yayılım göstermiş olup olan bu vektörün 5-7 yıl içerisinde Orta Anadolu bölgesine kadar yayılım gösterebileceği yapılan tahminler arasındadır. Tek seferde 200’den daha fazla yumurta bırakabilen Aedes sivrisinek türü, spesifik olarak ağaç kovuklarında, ağaç kök noktalarında oluşan su birikintilerinin içlerinde, atık lastiklerin iç kısımlarında ve longozlarda üremektedir.

     İlaçlama Yöntemi Yeterli Değil

    Yaz aylarında bunaltıcı sıcakların etkisiyle geceleri uyurken dahi camlar açık bırakılıyor. Geceleri daha sık görülebilen sivrisinekler için geceleri yapılan ilaçlamalar yeterli olamıyor. Aedes sivrisinek türünün gözlemlendiği yerlerde hava karardığı andan itibaren pencereler açılamıyor. Prof. Dr. Akçay, Aedes türü sivrisineklerin, iç ve dış mekanlarda, başlıca insanlar olmak üzere diğer canlılardan da gündüz saatlerinde kan emdiğini söyledi. Bu sivrisinek türünün tipik olarak kapalı yerlerde bekleyen ve gizlenen bir tür olup; en fazla 100 metrelik bir menzilde uçabildiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay, Aedes türü sivrisinekleri yumurtalarını; bina çevrelerinde yer alan su depolarında, yağmur suyunu muhafaza edebilen araç lastiklerinin içlerinde, dekoratif havuzlarda, boş içecek ve yiyecek kaplarında, çatı katı veya saksı gibi yerlere bıraktığını açıkladı.

    Aedes Isırığına Karşı Önlem

    Aedes cinsi sivrisinekler, başlıca dış mekanlar olsa da hem iç hem dış alanlarda kan emen, saldırgan bir sivrisinek türüdür. Aeres türü sivrisinekler gündüz ve akşamüstü saatlerinde de aktiftir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, Aedes sivrisinek ısırığının nasıl geçeceği konusunda spesifik bir bilgi bulunmadığını belirtmiştir. Ancak herhangi bir sivrisinek ısırığı için yapılan uygulamaların aynılarının uygulanabileceğinin altını çizdi ve ekledi: ‘Bunların dışında kökten çözüm odağından bakıldığında ilaçlama uzun vadeli ve net bir çözüm yolu değildir. Çok daha farklı çözüm yöntemlerinin birlikte kullanılması bizi esas sonuca götürür. İlk olarak bataklıkların kurutulması gerekir. Biyolojik yöntemlerin oluşması gerekiyor zira sivrisinek larvalarını yiyen balıklar hala var’ diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • KPSS gündemini fırsata çevirmeye çalışan müfterilerle mahkemede hesaplaşacağız

    KPSS gündemini fırsata çevirmeye çalışan müfterilerle mahkemede hesaplaşacağız

    KPSS gündemini fırsata çevirmeye çalışan müfterilerle mahkemede hesaplaşacağız

    Eğitim Bir Sen, KPSS gündemi hakkında önemli bir açıklama yaptı. Sendika tarafından yapılan açıklamada, “Kamu Personel Seçme Sınavı’na (KPSS) ilişkin iddiaların soruşturma konusu edilerek hukuksuzluğun, suçun ve faillerin ortaya çıkarılmasına yönelik adalet arayışının başlatıldığı bir ortamda fesat mihraklarının gündemden istifade ederek karalama ve çamur atma fırsatını kaçırmadığına şahit oluyoruz. Kurumsal itibar suikastçılığını meslek hâline geçirmiş, gündemden ve fırsatlardan beslenme konusunda pek mahir olan, sosyal medya ortamının hukuksuzluğa ve ahlaksızlığa açıklığı sayesinde yalan haber, manipülasyon ve kara propaganda oluşturma yeteneklerini geliştiren bazı odakların ve kişilerin, KPSS soruşturması ile sendikamız arasında güya bağ kurma çabasına girdiğini görüyoruz. “Çamur at izi kalsın” sözünü bir deyim olmaktan çıkararak hayat felsefesi hâline getiren bu ‘yalan makineleri’ kirli emellerine asla ulaşamayacaktır” dedi.

    KPSS Süreci Adil ve Şeffaf Yürütülmeli

    Açıklamada, şu ifadelere yer verildi, “Eğitim-Bir-Sen olarak, şiar edindiğimiz hizmet sendikacılığı ekseninde görevde yükselme-unvan değişikliğinden eğitim kurumu yöneticiliği seçme sınavlarına, adaylık kaldırma sınavlarından kariyer basamakları sınavlarına kadar üyelerimizin mesleki gelişim ve kariyer başarısı için eğitim ve sınava hazırlık hizmetleri sunuyoruz ve sunmaya da devam edeceğiz. Bu hizmetimizin niteliğinin muadillerinden çok daha üstün olmasının oluşturduğu başarı farkının iftira ve çirkin ithamlara dayanak yapılması, ancak itham sahiplerinin ahlaki yetersizliğini ve kinini ortaya koyar. Sendikamız, müfterilere ve haysiyet cellatlarına karşı hukuki yollara başvuracak; iftiracılar adalete hesap verecektir. İnsanımızın iş sahibi olma konusundaki en büyük umutlarından biri olan KPSS sürecinin hukuka uygun, adil ve şeffaf bir biçimde yürütülmesi isteğimizdir. İnfiale neden olan bu olayın soruşturması derinlikli bir şekilde yapılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı; çıkar hesapları peşinde koşarak bu süreci baltalamaya veya bunun üzerinden haksız menfaat elde etmeye kalkışan tetikçilere fırsat verilmemeli, suçlular adalet önünde hesap vermelidir” (BSHA)

  • Covid Açık Havada Maskesiz Bulaşır Mı ?

    Covid Açık Havada Maskesiz Bulaşır Mı ?

    Covid Açık Havada Maskesiz Bulaşır Mı ? Doç.Dr. Berna Kömürcüdoğlu, yeni varyantların açık havada da bulaşabildiğini, pazar yeri gibi kalabalık alanlarda ve toplu taşımalarda mutlaka maske kullanılması gerektiğini söyledi.

    Korona Bitmedi !

    Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Enfeksiyon Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu, önemli uyarılarda bulundu. Salgının 2,5. Yılına girerken korona hala daha bizi şaşırtmaya devam ediyor. Yeni varyantlarla hastalığın hafifleyeceği endemik bir hal alacağı ve yaz mevsiminin başında vaka sayılarındaki hızla azalma ile beraber, artık korona sorununun kalmadığı algısı bütün dünyaya hakim oldu. Hepimizin bildiği gibi ülkemizde ve dünyada da hem önlemler, maske, mesafe büyük ölçüde kaldırıldı ve bu an aynı zamanda da halkımıza da çok büyük bir rahatlama getirdi. Ama maalesef korona bitmedi, bitmiyor ve varyantlar geliştirerek hızlı bir şekilde yayılmaya devam ediyor ve en son gelişen BA.4, BA.5 varyantı da ana tip Covid-19’a ve Omicron’a göre çok daha fazla bulaştırıcı. Yani açık havada bile normal standart prosedüre göre çok daha kolay ve hızlı bir şekilde bulaşıyor. Hızlı bir şekilde bulaşması nedeniyle de salgının hızını, maalesef devam ediyor. Aynı zamanda da Avrupa’da da vaka sayıları Amerika’dan sonra dünyada en fazla görülen merkezlerden biri olması nedeniyle ve ülkemize de yakınlığı ve gerek turist, gerekse ulaşım yönünde çok kolay yayılması nedeniyle Avrupa’daki artan vaka sayıları da ülkemize yansıması olduğunu görüyoruz.

    BA.4 – BA.5 Varyantları 

    Maalesef yaz döneminde aslında son baharın başında bir vaka sayısındaki artış mevsim itibari ile hem de kapalı alanların daha fazla kullanılacak olması nedeniyle bekliyorduk. Ancak bu BA.4, BA.5 varyantı nedeniyle çok daha erken olarak bir yaz piki yaşıyoruz ve bu hızlı bulaşma nedeniyle açık alanlar da çok fazla korunaklı güvenli değil. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor.

    Peki bu dönemden sonra ne yapılabilir?

    Öncelikle yazın başlayan bu vaka artışlarının kışın kapalı alanların daha fazla kullanılması, havanın soğuması ile virüsün aktivitesinin biraz daha artması nedeniyle çok daha ciddi hastalık, hasta sayısındaki artışlara ve pike sebep olabilir. Bu nedenle yazdan itibaren önlemlerin alınması gerekiyor. Özellikle kapalı alanlarda maske, mesafe kurallarının tekrar konulması, önlemlerin alınması, uyarıların yapılması, açık alanda da özellikle Pazar yeri gibi çok kalabalık alanlarda, toplu taşımalarda mutlaka maske kullanmaya özen gösterilmesi gerekiyor. Bunlarla hastalığın açık havada da bulaşma olabiliyor, yakın temasta ve çok daha kolay standart korona virüs enfeksiyonuna karşı.

    Çocukların Aşılanması

    Bu aşamada aşılama da önem kazanıyor, özellikle okullar açılmadan önce 12 yaş altı nüfuzumuzu biz hiç aşılamadık. Dünyada pek çok ülke 12 yaş altını da aşıladı. Aşılama programında alınması özellikle okullardan çocuklardan evlere taşınan ve yine kolaylaşan virüs bulaşma önlemleri açısında çok önemli.

    Aşılar Etkinliğini Kaybetti

    Ayrıca ülkemizde aşılamanın ilk başladığından bu yana 2 seneye yakın bir süre geçti ve bu sürede ilk en başta olunan aşılar maalesef etkinliğini büyük ölçüde kaybettiler. Özellikle hatırlatıcı doz dediğimiz 3. Ve 4. Doz aşıların şuan Omicron’da özellikle riskli gruplara kabul ettiğimiz yaşlı, ek hastalığı olan kişilere mutlaka yapılmasını öneriyoruz ve kış başlamadan bu hatırlatıcı doz aşıların özellikle kampanya tarzında devletimiz tarafından yapılıp tekrar aşılamanın öneminin vurgulanması çok önemli çünkü ilk doz aşılardan sonra özellikle yaz başında önlemlerin kalkmasından sonra halkımıza genel anlamda Covid-19’un bittiğine ve aşıya gerek kalmadığına dair bir algı oluştu ve aşılama büyük oranda düştü. Genel anlamda koruyucu aşılama oranımız %30’un altına indi ve bu özellikle bulaşmanın hızla arttığı yeni varyantlarda toplumumuzu tekrar enfeksiyona açık bir hale almasına sebep oldu ve yeni varyantların bir miktar aşıdan kaçtığını da biliyoruz, bu nedenle insanlar tekrar tekrar antikordan kaçan yeni varyantlarla enfekte olabiliyorlar.

    En Koruyucu Önlem Hala Aşı

    Ama aşı hala daha çok koruyucu ve aşılı olan kişilerde ağır hastalık ve ölüm oranları çok düşük. Yani aşılar bizi buna karşı koruyor. Hastalığı tamamen geçirmememize neden olmuyor. Hastalığı olmamıza engel olmuyor ama hastalığı hafif ayaktan basit bir grip, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi geçirmemize sebep oluyor. Ağır ve ölümcül korona enfeksiyonuna karşı koruyor. Şuan elimizde olan hala daha en etkili koruyucu önlem aşılama, hem maske ve mesafe kuralına dikkat edilmesi. artık biz virüsün nasıl bulaştığını da daha iyi biliyoruz ama maalesef virüs de daha hızlı, daha kolay bulaşarak enfektivitesini arttırıyor. Bu nedenle kış başında yine önlemlerimizi alarak, kendimizi koruyarak, aşımızı yaptırarak kışa hazırlanmamız en doğrusu olacaktır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • Hekimlerde Yaşlı İhmali ve Yaşlı İstismarı

    Hekimlerde Yaşlı İhmali ve Yaşlı İstismarı

    Aile Hekimleri Yaşlı İhmali – İstismarı Araştırması. “Hekimlerin Yaşlı İhmal ve İstismarı Konusundaki Farkındalığına Yönelik Kısa Bir Değerlendirme” isimli araştırma Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Dergisi’nde (STED) yayınlandı. Aile Hekimlerinin katılımıyla yapılan araştırmanın sonuç bölümünde, “Hekimlerin mümkün olduğu kadar, hastalarını kapsamlı olarak değerlendirmeleri gerekiyor” vurgusu yapıldı.

    Araştırmanın amacının anlatıldığı bölümde, “Birinci basamakta ayaktan koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini sunan aile hekimleri yaşlı ihmal ve/veya istismarı açısından özel bir yere sahiptir. Bu araştırmada, birinci basamakta hizmet sunan aile hekimlerinin yaşlı ihmali ve/veya istismarı konusundaki farkındalıklarının saptanması amaçlanmış olup veriler araştırmacılar tarafından çevrimiçi olarak hazırlanmış çevrimiçi veri toplama formu aracılığıyla toplanmıştır” ifadelerine yer verildi. 

    Yaşlı İstismarı Kategorileri

    Araştırmada, “Yaşlı istismarının çeşitli kategorileri vardır. Fiziksel, psikolojik, duygusal, ekonomik, cinsel, istismar, yaş temelli taraf tutma (ageism), ihmal istismarın kategorileri arasında yer alır. Fiziksel, tıbbi gereksinimleri karşılamama, günlük yaşam aktivitelerini sürdürmeyi engelleyen durumları içeren ihmal (neglect) de bir yaşlı istismarı türü olarak kabul edilmektedir. Yaşamını bakım evlerinde sürdüren yaşlı bireyler üzerinde gerçekleştirilecek, etik ilkelerin göz ardı edildiği klinik çalışmalar da yaşlı istismarına yol açabilecek diğer bir etmendir. Yaşlı ihmal ve/veya istismarı önlenebilir sorunlar olduğu halde hastalık ve ölümlerin de içinde olduğu istenmeyen sonuçları bulunmaktadır. Bu nedenle, bu durumların hiç yaşanmaması, yaşandı ise erken tanı ve tedavisi ve rehabilitasyonunun yapılması son derece önemlidir. Bu aşamaların tamamında sağlık çalışanlarının rolleri büyüktür” denildi. 

    İstismarın Erken Tanı ve Tedavisinde Hekimlerin Rolü

    Sağlık çalışanları arasında hekimler özellikle erken tanı ve tedavi açısından önemli rol ve sorumluluğa sahip olduğunun ifade edildiği araştırmada, “Bu sorumluluk bütün hekimler içindir, ancak birinci basamakta ayaktan koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini sunan aile hekimleri özel bir yere sahiptir. Aile hekimlerinin bu sorumluluklarını yerine getirebilmeleri için konuyla ilgili farkındalık düzeylerinin yeterli olması gerekmektedir. Oysa, hekimlerin istismarı tanıyabilmeleri açısından rutin bir eğitim almamaları nedeniyle farkındalıklarının yeterli olmadığı belirtilmektedir” denildi.

    Yaşlı İhmal ve/veya İstismarı | BSHA - Sağlık
    Yaşlı İhmal ve/veya İstismarı | BSHA – Sağlık

    Hekimler Mümkün Olduğu Kadar Hastalarını Değerlendirmeli

    “Bir risk grubunu oluşturan yaşlılara yönelik olarak; öncelikle toplumda ve sağlık profesyonellerinde ileri yaştaki kişilerin çoklu sorunları olabileceği, bunların sadece fiziksel değil, psikolojik, sosyal ve ekonomik boyutlarının da göz ardı edilmemesi gerektiği bilincinin oluşturulması gerekir” denilen çalışmanın sonuç bölümünde, şu ifadeler yer aldı, ” Hekimlerin mümkün olduğu kadar, hastalarını kapsamlı olarak değerlendirmeleri, hasta ile baş başa görüşme yaparak görüşmede olası fiziksel şiddet veya ihmalle ilişkili direkt sorular sormaları, hastanın sosyal çevresine dahil olan kişileri belgelemeleri, istismardan sorumlu olduğu düşünülen kişiyi incelemeleri, bu kişi ile de görüşmeleri hem olası sorunları önleyecek, hem yaşlının korunduğu ve gözetildiği algısını pekiştirecek hem de bu konudaki farkındalığın artmasına destek olarak bir tür caydırıcılık sağlayacaktır”

    Yaşlı İhmali/İstismarı Hakkında Ne Yapılmalı?

    Araştırmada şu bölümler yer aldı, “Yaşlı istismarı konusunda gerek ülkeler içinde ve gerekse ülkeler arasında karşılaştırmalı çalışmalar yürütmede kavramsal ve metodolojik zorluklar vardır. Bu açıdan öncelikli gereksinim ülke içindeki değerleri yansıtarak yaşlılara karşı bu tür olumsuzlukların ortak bir tanımının oluşturulmasıdır. Farkındalığın geliştirilmesi için de sistematik ve uygulanabilir önerilerin önemi bulunmaktadır. Aile hekimlerinin görüşlerini yansıtan bu çalışmanın özellikle farkındalık eksikliğinin giderilmesine katkı sunacağı düşünülmektedir. Hekimler, fiziksel belirtiler olduğunda, sosyal belirtilere göre daha fazla ihmal ve istismarı düşünmektedirler. Bu durum, hekimlik uygulamaları sırasında daha somut olan belirtileri fark etmenin görece kolaylığı nedeniyle olabilir. Bununla birlikte, ihmal/istismar konusundaki bilgi ve farkındalık eksikliğinin giderilmesine ihtiyaç vardır. Yapılan eğitimlerin bu doğrultuda katkısı olduğu ifade edilmektedir. Örneğin, stajyerlere yönelik olarak gerçekleştirilen 3 aylık bir eğitim sonrasında stajyerlerin istismar konusundaki farkındalıklarının ve bilgilerinin artması sağlanmış. Bununla birlikte araştırmacılara göre; doktorların davranışlarını değiştirmenin öncelikle iletişim becerilerine odaklanarak daha karmaşık bir müdahale gerektirebileceği varsayılmaktadır. Uygulanan yerel stratejilerden bağımsız olarak, yaşlı istismarı vakaları ancak dünya çapındaki nüfusun yaşlanması göz önüne alındığında artacak ve bu da onu küresel öneme sahip bir halk sağlığı sorunu haline getirecektir. Şu anda en acil ihtiyacın yüksek kaliteli yöntemler kullanan geniş çapta genişletilmiş bir araştırma tabanı oluşturulması olduğu hatırlatılmaktadır”

    Daha Fazla Bilgi İçin 

     

  • Uğur Akın Gül ‘Yalvarırım’ isimli  yeni şarkısını sevenleriyle buluşturdu

    Uğur Akın Gül ‘Yalvarırım’ isimli yeni şarkısını sevenleriyle buluşturdu

    Uğur Akın Gül’ün yeni tekli çalışması ‘Yalvarırım’ Grand Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini aldı.
    Yaz aylarına ters köşe yaparak slow şarkısı ile piyasada olan yakışıklı sanatçı Uğur Akın Gül aşk şarkısı ile müzik listelerine hızlı giriş yaptı. Klipte kendisine Eylül Uzun eşlik ediyor.
    Yalvarırım isimli şarkının sözü ve müziği Cihan Dabağer imzası taşıyor.   Müzik yönetmenliğini ve aranjörlüğünü Levent Karabacak üstlendi. Klip yönetmenliği koltuğunda ise Hakan Gençdal oturuyor. Klibin görüntü yönetmenliğinde ise Abdullah Kaynar yer alıyor.
    Uğur Akın Gül ‘Yalvarırım’ şarkısı Grand Müzik YouTube kanalında yayında. Grand Müzik yapım şirketi kurucusu ve prodüktör Hayrettin Güneş yeni ve iddalı isimlerle müzik severleri kendi çatısında buluşturmaya devam ediyor. Grand Müzik şirketi, ünlü bir çok sanatçı yelpazesi ile farklı ve renkli bir çok proje ile adını müzik camiasında altın harflerle yazdırmayı başardı. Türkiye ve Avrupa’da müzik severlerle yeni isimleri keşfeden Grand Müzik iddalı isimler ile anlaşmalara devam ediyor.
  • Karaciğer Yağlanması Olan Kişiler Ne Tüketmeli

    Karaciğer Yağlanması Olan Kişiler Ne Tüketmeli

    Bu hastalıklardan birisi de karaciğer yağlanmasıdır. Karaciğer yağlanması toplumumuzda sıklıkla rastlanan bir hastalıktır. Yağlanmasının sebepleri kişiden kişiye göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle fazla kilo, fazla alkol tüketimi ve sigara tüketimi gibi etkenlerle ortaya çıkmaktadır. Karaciğer yağlanması iştahta azalma, halsizlik-yorgunluk, gözlerde ve ciltte sarılık, ciltte yaygın sivilce veya döküntü gibi belirtilerle ortaya çıkabilmektedir. Karaciğer yağlanması temelde alkolik ve non-alkolik olarak sınıflandırılmaktadır. Non-alkolik yağlanma alkol dışı nedenlere bağlı olarak gelişmektedir. Obezite, yüksek kan şekeri, yüksek kan kolestrolü, karaciğer enfeksiyonları ve bazı ilaçların yan etkileri karaciğer yağlanmasına sebebiyet vermektedir.

    Peki karaciğer yağlanması geliştiyse nelere dikkat etmeliyiz? Karaciğer yağlanması olan kişi fazla kilolu ise mutlaka ideal kilosuna inmelidir. Fazla alkol tüketimi mevcut ise alkol tüketimi kesinlikle sınırlandırılmalıdır. Kişi sedanter bir yaşama sahip ise mutlaka fiziksel aktivite düzeyi arttırılmalıdır.

    Karaciğer yağlanması olan kişilerin bu besinleri tüketmesi faydalı olacaktır. 

    • Kahve; yapılan çalışmalarda kafeinin karaciğer yağlanması üzerinde olumlu etkileri olduğu gözlemlenmiştir.
    • Balık; omega-3 ve omega-3 içeriklerinden zengin olması sebebiyle karaciğerdeki iltihabi reaksiyonu azaltmaktadır.
    • Yulaf; posa yönünden zengin olması sebebiyle kilo verme sürecine destek olurken tokluk süresinin de uzamasını sağlamaktadır.
    • Yeşil çay; vücuttaki toksin maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olmaktadır.
    • Mor ve Kırmızı Meyveler; antioksidan içerikleri sayesinde karaciğerdeki iltihabi reaksiyonu sınırlandırmaktadır.

    Karaciğer yağlanması olan kişilerin bu besinleri tüketmesi önerilmemektedir. 

    • Alkol
    • Basit şekerler
    • Kızartmalar
    • Tuz
    • Beyaz ekmek
    • Hamurişleri
    • Şarküteri ürünleri
  • Oyuncu Derya Şen ikinci doğumunu yaptı

    Oyuncu Derya Şen ikinci doğumunu yaptı

    Yapımcılığını Mert Yapım medya adına Mert Ozan Düz ve Derya Şen ortaklığıyla gerçekleştirildiği, hikayesi Derya Şen ve senaryosu Şeyda Delibaşı imzası taşıyan “AFETNAME” isimli komedi tarzındaki sinema filminin yönetmen koltuğunda Ahmet Yaşar Gümüş oturdu.

    29 Temmuzda izleyicisiyle buluşan“AFETNAME”  gala gösterimi de Özdilek AVM’ de yapıldı ve hayli renkli geçti. “AFETNAME” oyuncuları tam kadro gösterime katılırken şıklıklar göz kamaştırdı. Derya Şen ve Umut Özkan’ın başrollerde olduğu “AFETNAME” isimli komedi tarzındaki filmin gala gösterimine modacı Selma Oruç imzalı özel tasarım kırmızı renkli bir kostümle katılan güzel oyuncu Derya Şen tüm dikkatleri üzerine topladı.

    “AFETNAME” isimli komedi tarzındaki sinema filminde eşi ünlü şef Ayvaz Akbacak ve oğlu Toprak Can Akbacak ile kamera karşısına geçen Derya Şen “eşim doğuştan sanatçı yetenekleri beni çoğu zaman şaşırtıyor oyunculuğuna bayıldım, oğlumuza da bu yetenek kalıtsal geçmiş” vurgusunu yaptı. “AFETNAME” isimli sinema filmininde yeni doğmuş bir bebek gibi çocuğu olduğunu sözlerine ekleyen Derya Şen, “Hem oyuncu hem de yapım ortağı olarak zor ve sancılı bir süreçten geçtim, bu film benim evladım gibi doğumu kolay olmadı ama şükür doğdu” dedi.

  • Fenomen Şarkıcı Begüm Polat hastaneye kaldırıldı

    Fenomen Şarkıcı Begüm Polat hastaneye kaldırıldı

    Şarkıları tıklanmada milyon barajını aşan ve şöhret basamaklarını hızla çıkan Begüm Polat’tan üzücü haber geldi.

    Güzel şarkıcı konserden konsere koşarken hayran kitlesini de her geçen gün çoğalttı. Samimiyeti ve sahne performansı ile tercih edilen Begüm Polat, hızlı temposunun sonunda soluğu hastanede aldı. Geçmişte geçirdiği mide kanaması, yüksek stres sebebiyle tekrar nüks eden Begüm Polat acilen hastaneye kaldırıldı. Yapılan tahlil ve tetkikler sonucunda yemek borusu ve midesinden ameliyat olması sonucuna varıldı. Yaşadığı bu sağlık sorunları sebebiyle birçok konserini ileride bir tarihe erteleyen Begüm Polat, SMA lı bir bebek için vereceği ücretsiz konseri iptal etmedi ve 31 Temmuzda Hatay’da konser yapacak ve konser dönüşü ameliyata girecek.

     

    Sosyal sorumluluk projelerini daima ön planda tutan Begüm Polat, SMA hastası çocuk beklemez zorda olsa ben o sahnede olacağım ifadesinde bulundu. Hastahanede olduğu sürede Ödül törenlerine katılamadı. Yılın En Çok Ses Getiren Kadın Sanatçısı Ödülüne layık görülen Begüm Polat’ın ödülünü, asistanı Umut Can Fırat kendisi yerine törene katılarak aldı. Ağustos ayının ilk haftası yeni şarkısı “Affettim”i çıkartmaya hazırlanan Begüm Polat bir yandan da sağlık sorunları ile mücadele ediyor. Başarılı sanatçı stres ve yorgunluğa dayalı ne kadar hastanelik olsa da, yattığı yerden işlerini organize etmek için çalışıyor.